Blog Sayfam

Kendini sevme süreci, kendini tanımakla başlar

Bir önceki “Kendini sevmek bencillik değil, hayatta kalma şeklidir” başlıklı yazımda kendini sevmek demek, kendini tüm benliğinle fiziğinle, aklınla ve ruhunla sevmek demektir diye yazmıştım. Bunun için kendimizi tanımamız önemlidir. Kendimizi tanıyamadığımız zaman, özbenliğimizde kim olduğumuzu bilmediğimiz zaman, büyük ihtimalle ne istediğimizi de bilemiyoruz. Ne istediğimizi bilmediğimizde de ona ulaşmak imkansızdır.

 

Kendimizi tanımanın en güzel yolu kendimizi dinlemekten geçer. Neler yaptığımızda mutlu oluyoruz? Neleri yapmadığımız zaman mutsuz oluyoruz? Enerjimizi düşüren şeyler nelerdir? Ve benzeri şeylerin farkına varmamız gerekir. Bunun için de iç sesimizi dinlememiz gerektiğini düşünüyorum.

 

Fakat, kendi iç sesimizi dinlemek her zaman çok kolay olmuyor. Günlük koşuşturmalarımızın arasında ya da dünyada onca olup biten şeyler varken, durup şimdi kendimi mi dinleyim ve düşüneyim, bu bencillik olur diye de düşünebiliriz. Ama bazen anlayamadığımız şey, biz iyi olmadığımız zaman kimseye de faydamız olmuyor. Önce kendimizi tanıyıp, kendimizi seversek, bizden farklı olan insanları da anlamakta zorlansak da anlamayı deneyip, herkese eşit davranmayı öğrenebiliriz. Hatta sevmeyi de öğreniriz. O zaman da olup biten olaylara çare üretmekte ya da bir mücadelenin içinde egosuz olmakta daha başarılı olabiliriz.

 

İç sesinizi dinlemek için sessiz kalmak gerekmektedir. Bunun için en iyi yöntem meditasyon yapmaktır. Meditasyon sayesinde rahatlar, stresten uzaklaşırsınız. Son zamanlarda yapılan bilimsel çalışmalar gösteriyor ki günde beş dakika kadar kısa bir sürede yapılan meditasyon bile beynin fiziksel yapısını değiştirebiliyor. Yani, daha iyi konsantre olabilir, duygularımızı daha iyi idare edebilir ve farkındalığı yüksek kararlar verebiliriz.

 

Bazı şeylerin nedenlerinin de niçinlerinin de farkındalığına varabiliriz. Bunun farkına vardıkça kendimize daha iyi davranıp, kızdığımız konularla ilgili kendimizi affetmeyi öğreniriz. Kendimiz olmayı öğreniriz, hem davranışımızla hem de görüntümüzle. Kendimizi olduğumuz gibi kabul etmeyi öğreniriz. Örneğin kilomuzdan ya da herhangi bir şeyimizden mutsuzsak bunun için adım atmaya daha istekli oluruz.

Ben, Yeşim Ateşçi Keleş’i tanıdıkça en sevdiğim şeyleri yapmak için yıllardır koruduğum kendi rahatlık alanımdan dışarı çıkmaya cesaret edebildim. Fazla kilolarımı kendimi korumak için aldığımın farkına vardım. Bunun için harekete geçtim. İyi beslenmeye, gerçek gıdalar tüketmeye başladım, şekeri bıraktım. Korkularıma yenik düşmemeyi öğreniyorum. Gün içinde en çok beni mutlu eden şeylerin farkına varıp hatta o anda mümkünse bu anları not alıyorum. “A-ha” anlarını yani farkındalık anlarını daha çok yaşar oldum. En önemlisi de kendimi olduğum gibi kabul edip sevdim. Beni en çok mutlu eden şeylerden biri olan insanlara yardım etmeyi bir işte nasıl kullanacağımı keşfettim ve işim haline getirdim. Öğrendiklerimi de öğretmeye çok hevesliyim. Hem öğrettikçe de kendim daha iyi öğrenip her dokunduğum insanı anlamak ve ondan bir şey öğrenmek de beni çok mutlu ediyor. Ben kendimi seviyorum ve insanların kendilerini sevmelerini istiyorum. Bunu gerçek anlamda başardığımızda hayatta yapamayacağımız şey yok.

 

Please reload

Başlıca Yazılar